☰
✕

BELKİ DE MESELE PARTİ DEĞİL, İZMİR'İN KADERİDİR!

Bazen değişmesi gereken siyasi tercihler değil, bakış açımızdır.

Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişini değerlendirirken, ister istemez kendi geçmişime dönüyorum. Ben de Cumhuriyet Halk Partisi’nden AK Parti’ye geçiş sürecini yaşamış biri olarak, böyle bir kararın ardından neler konuşulabileceğini, insanların sizi nasıl değerlendirebileceğini çok iyi biliyorum. Yaşamadan anlamak zor, yaşamışsanız empati kurmak daha kolay.




Ancak bugün benim için asıl mesele kimin hangi partiden geldiği değil, bundan sonra İzmir için ne yapacağıdır.

Ben Yunanistan’da doğup büyüdüm. Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgemizde yerel seçimlerde Yunanlı adayların kazandığı dönemleri de gördüm. Buna rağmen insanlar hizmet alırken meseleyi bugünkü tartışmalarımızdaki gibi katı bir ideolojik çerçevede değerlendirmiyordu. Kim daha iyi hizmet edecekse ona bakılıyor, tercihler buna göre şekillenebiliyordu. Çünkü yerel yönetim, günlük hayatımıza doğrudan dokunan bir meseledir.



Avrupa’da ve dünyanın birçok ülkesinde yerel yönetim anlayışının temelinde de hizmet, yaşam kalitesi ve hesap verebilirlik vardır. Elbette her ülkenin siyasi kültürü farklıdır; ancak ideolojik aidiyetin hizmet beklentisinin önüne geçmesi her yerde sorgulanması gereken bir durumdur.

Peki, biz İzmir’de neden zaman zaman bunun tam tersini yaşıyoruz?

Yaklaşık 30 yıldır aynı siyasi çizginin güçlü olduğu şehrimizde, artık kendimize şu soruyu sormamız gerekmiyor mu: İzmir’e yeterince hizmet edilmediğini düşünüyorsak, neden tercihlerimizi ve beklentilerimizi yeniden değerlendirmekten çekiniyoruz?



Bir yol bitmiyor, trafik çözülmüyor, altyapı sorunları devam ediyor; ama siyasi tercihler söz konusu olduğunda tartışma başka bir noktaya taşınıyor. Sanki sandıkta bir partiye oy verdik mi, sonraki seçimlere kadar bütün sorunlara sabretmek zorundaymışız gibi…

Kusura bakmayalım ama vatandaşın sabrı da altyapı gibi sürekli kazılıp yeniden yapılamaz!

Allah insana iki kulak, bir ağız vermiş. Önce iki kere dinleyip sonra bir kere konuşalım diye. Biz bazen bunun tersini yapıyoruz; önce karar veriyor, sonra dinlemeye başlıyoruz. Cemil Tugay’ın kararını da yalnızca bir parti değişikliği olarak görüp hemen hüküm vermek yerine, bu değişimin İzmir’e ne kazandırabileceğine bakmalıyız.

Elbette eleştirelim, sorgulayalım, hesap soralım. Ama daha yolun başında bütün kapıları kapatmak yerine, ortaya konulacak hizmetleri de değerlendirelim.



Ben bu geçişin İzmir için bir fırsata dönüşebileceğine inanmak istiyorum. Merkezi yönetimle yerel yönetim arasında daha güçlü bir iletişim kurulması; ulaşım, altyapı, körfez, kentsel dönüşüm ve turizm gibi yıllardır konuştuğumuz sorunların çözümünü hızlandırabilir. Tabii ki bir partiye geçmekle bütün sorunlar bir gecede çözülmeyecek. Kimse sihirli değnek beklemiyor. Fakat artık somut adımlar, belirli takvimler ve sonuç görmek istiyoruz.

İzmir’de bazı projeler o kadar uzun zamandır bekliyor ki yakında emeklilik dilekçelerini verecekler! Artık bari bu projeleri emekli etmeden tamamlayalım.

Benim beklentim, Sayın Cemil Tugay’ın bu yeni dönemi İzmir için bir hizmet dönemine dönüştürmesidir. Çünkü bu şehrin insanı, hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun, daha iyi bir yaşamı hak ediyor.

Kendi yaşadığım siyasi geçişten biliyorum ki insanın attığı adımlar çok konuşulur. Fakat yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında asıl konuşulacak olan, o adımların ne sonuç verdiğidir.

Ben İzmir’in artık siyasi alışkanlıklarını sorgulamasını, ideolojik tartışmaların ötesine geçmesini ve hizmeti merkeze almasını istiyorum.

Çünkü mesele bir partinin kazanması değil; İzmir’in kazanmasıdır.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz hangi partiyi kazandırdık değil, İzmir’e ne kazandırdık?