Fehmi Başusta Yazdı

Salgınla değişen toplum 

Yaklaşık 78 milyon insan Covid-19'a yakalanırken bunların bir milyon 700 bininden fazlası yaşamını yitirdi. Her ülkede toplumun yaklaşık yüzde 70'inin aşılanmasının, küresel salgının etkisini önemli ölçüde bitirmek için yeterli olacağı tahmin ediliyor. Gelinen aşama ileriye dönük çalışmaların yoğunlaşmasını gerekli hale getiriyor. 

Salgının neden olduğu global ekonomik kriz ve zorunlu sosyal değişim her alanda devam ediyor. Yaş grupları arasındaki sosyal farklılık ve sınıflar arasında ki fark büyüyor. Yaşlılar ve gençler arasında duygusal farklılık büyüdü. Küresel sermayedarlar daha da zenginleşirken, yoksulluk dünya nüfusunun büyük kısmında acılara ve çaresizliğe neden oluyor. Siyasi sistemlerin başarısızlığından dolayı salgın kıtalar arası yaygınlığa ulaştı. İnsani krize ulaşması tedbirlerin yaygınlaştırılmamasının sonucudur. 

Elbette içinde yaşadığımız bu kötü günler bitecek ve yeni bir süreç başlayacak. Süreci iyi planlamak ve yönetmek için virüsün kimliğini ve profilini tüm detaylarıyla ortaya koymak gerekir. Ayrıca toplumun salgına karşı geliştirdiği davranışları tespit edip ileriye dönük davranışsal gelişmeler hakkında tahminlerde bulunmak gerekir. 

Bilim dünyası virüsün sırrını çözmeye başladı ve nasıl değişeceğini tahmin etmek için çalışmalar devam ediyor. Diğer taraftan toplum bilimcilerin, sosyologların, antropologların salgının yaşandığı günümüze ve sonrasına ilişkin öngörülerini tarihsel gerçeklerin ışığında ortaya koymaları bekleniyor. Salgın sürecinde toplumun davranışları nasıl okunmalı, salgın sonrası toplumu neler bekliyor ve toplumun niteliği, şekli ve davranışlarının nasıl olacağı konusunda çalışmalar yapılmalıdır. 

Devletlerin politikaları; eğitim, sağlık, yoksullukla mücadele, işsizlikle mücadele ve sosyal güvence gibi konulara yoğunlaşmalıdır. Ayrıca sosyal kurumların ve resmi kurumların tekrar nasıl inşa edileceği tüm kesimlerce; yasama, yürütme, yargı, meslek odaları ve sivil toplumun diğer bileşenleriyle tartışılmalı. Beklentiler ve süreç beraber oluşturulmalıdır. 

Korona virüsün yaşam tarzımız üzerinde derin ve kalıcı etkileri olacak. İnsanlık tarihinde benzer şeyler yaşandı ama günümüz için bu durum yeni bir şeydir. 

Neler oluyor?
Salgının hepimizi daha da muhafazakarlaştırdığı ve bizi asosyalleşmeye doğru ittiğini söyleyebiliriz. Ayrıca tarihte yaşanan bazı salgınların yüzyıllar sürdüğünü de unutmayalım.
Bu işin sonunu henüz bilmiyoruz ve bu bizi korkutuyor. İnsanların belirsizlikler ve bilinmezlikler karşısında tepkileri; çaresizlik, tedirginlik, kaygı ve korkudur. Sırrını çözemediklerimizin bizi korkuttuğunu biliyoruz. Çaresizlik, korku ve tedirginlik duyguları davranışlarımızı baştan sona değiştirir. Bu duygular toplumları dine doğru yaklaştırır. Toplumun korona virüs süresince dindarlaşmaya yöneldiği antropolojik ve sosyolojik tespittir. Çünkü salgının sonuçlarını net şekilde bilmiyoruz. Fakat bu sürecin bilinmezlikleri ortadan kalkınca kısa sürede değişeceğini biliyoruz.


Bu süreçte bencillik duygusunu ve beraberinde getirdiği davranışları sıkça görmeye başladık. Kendimizi her şeyin merkezine koymaya başladık. Önce ben ve her şeyden önce biz davranışları yaygınlaştı. Kabuğumuza çekilip sadece kendimizi tasarladık. 

Elimizdekilerle yetinme farkındalığı salgında öne çıktı. Tarih boyunca toplumları derinden etkileyen felaketler ve olaylar insanları elindekilerle yetinmeye ve kanaatkarlığa yöneltmiştir. Büyük buhranlarda, toplu yıkımlarda ve doğal afetlerde toplumlar daha kanaatkar olurlar. Bu sosyolojik tespitlerin ışığında elimizdekileri korumaya yöneldiğimizi genelleştirebiliriz. Bu kanaatkarlık ekonomik, sosyal ve siyasal alanların tamamında ifade edilebilir. 

İnsanın temel bir özelliği olan garanticilik duygusu; salgın süresince çok sert şekilde yaşandı. Garantiyi sever olduk. Garantili bir iş, getirisi garanti olan yatırımlar ve garanti verilen ilişkiler geliştiriyoruz. Bu durum aidiyet duygusunun keskinleşmesine neden oluyor. Garanticilik yaklaşımı, aidiyetlere körü körüne bağlılığı pekiştirir. 

Salgın sürecinde aşırı derecede yalnızlaşan gençliğin sosyalleşme sorunu yaşadığını gördük. Yalnızlık duygusunun güveni azalttığını biliyoruz. Güven duygusu toplumun genelinde azalıyor. Bu da umudumuzun zarar görmesine neden oluyor. 

Salgın sonrası toplum...
İnsanların örgütleneceği, bir araya geleceği ve daha iyi bir dünya kuracağı ihtimalini güçlü şekilde düşünmeliyiz. İyi bir gelecek ve daha sağlıklı bir toplum ortaklaşmış bir ihtiyaçtır. 

Salgın sonrasına ilişkin çalışma yapan Yale Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Nicholas  Christakis ve bazı akademisyenlere göre, “toplumu yoğun cinsel istek, kutsal değerlere saygısızlık ve müsriflik bekliyor.” İnsanların bıkıp usanmadan sosyalleşmeye çalışacağını öngören akademisyenler, “dindarlıkta azalmanın, cinsellikteyse çoğalmanın” görüleceğini öne sürüyor. Bu durumun beraberinde yeni tüketim modelleri ve yeni sosyalizasyon getireceğini söyleyebiliriz. Toplumun salgından sonra aşırı derecede savurgan olacağını söylemek mümkün.  Uzun süre baskı altında kalan toplum doğal olarak daha rahatlatıcı yönelimlerde bulunur. Özentili ve gösterişli davranışlar yükselecektir. Akıllı cep telefonları hayatı bir çok yönüyle kolaylaştırdı. Evimize kadar gelen siparişlerimiz sınırlar tanımadı. İnsanları ötekileştirdiği, birbirinden uzaklaştırdığı eleştirilerine karşın, salgın sürecinde yalıtıma büyük katkısı oldu. Bu nedenlerden dolayı insanların teknolojiyle arası daha iyi olacağa benziyor. 

Büyük ilaç şirketlerinin vücut kremleri üretmeyi aşı çalışmalarından daha kazançlı bulduğunu söyleyen Amerikalı dilbilimci Noam Chomsky; asıl tehlikenin salgın sonrasında nükleer savaş tehdidi, küresel ısınma ve demokrasilerin yozlaşması olduğunu vurguluyor. Sağlık sektöründe ilaç üreticilerinin tiranlaştığına vurgu yapan Chomsky insanları uyarıyor. Toplumsal bağların ve dayanışmanın mümkün olan tüm yollarla yeniden oluşturulması gerektiğini belirten Chomsky, “Faaliyetlerinizi genişletmenin ve derinleştirmenin yollarını aramalısınız” diyor.